27 Aralık 2012 Perşembe

Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi

 

Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi


http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/sahne/2012/12/26/guzel-bir-gunun-ertesi


Kumbaracı50'de "Altıdan Sonra" farklı bir şeyler oluyor "Bugün"lerde. Yani aslında "6 Üstü Oyun" oynanıyor. Bu ay başlayan bu proje, önümüzdeki aylara da yayılmış durumda. Ayşe Bayramoğlu, Civan Canova, Mirza Metin, Yeşim Özsoy Gülan ve Yiğit Sertdemir ve Ebru Nihan Celkan tarafından kaleme alınan her bir oyun, tek kişilik görkemli kadrolarla sahnelenecek. Projenin teması ise "Bugün". Belki de artık geçmişten sıyrılmanın vaktinin geldiği ve bugünsüz bir gelecek olamayacağının bilinciyle. Anılardan sıyrılıp, An'ın farkındalığını yaşatmak adına seçilmiştir, Bugün. Yarın, Bugünden ilhamlansın diye ve hatta belki de Yarın, Bugün'den Umutlansın diye.

Projenin ilk oyunu, Ebru Nihan Celkan tarafından yazılan, Sumru Yavrucuk tarafından yönetilip, sahnelenen; "Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi"yi Kumbarı50'de davete icabet ederek, izledim. Oyun başlamadan, dekor karşıladı öncelikle bizi. Gökkuşağı bayrağı serilmişti, ayaklarımızın altına. Kırmızı halı yoktu. Tek ışığın kırılmasıyla 'yansıyan' farklı renklerdi yolumuzdaki. Bu bir tiyatro oyunuydu, "İnsanı, insana insanca anlatan". Sahnede Umut vardı, Sumru Yavrucuk'un bedeniyle var olan. Sahnede Erkek Umut, Kadın Umut yoktu. İnsan olan Umut vardı. Belki de benim izlerkenki Umudumdu bu. Aslında hiçkimseydi Umut. Hiçkimseden biriydi. Bizim şahit olduğumuz da 'hiçkimselerden biri'nin ölmediği bir günün ertesiydi. Üstelik 'hepimiz'in hiçkimseyi dinlediği bir gündü, Bugün. Aslında izlediğimiz, B'izdik belki de. 'Başka bir bedende doğmuş' halimiz.

Ecel almıyordu, hiçkimseleri. Hiçkimselerin de anneleri vardı, hiçkimseler de annelerinin hayattaki umutlarıydı. Bedenlerine 'bedel'i ödetenleri onları öldürdüklerini sanıyorlardı belki ama aslında onlar, "anneleri onları unuttuğunda" ölüyorlardı. Hiçkimseler, "erkek değiller, karıları yok, kadın değiller, kocaları yok"tu. Adeta öte'lerden bir yerdendiler.

Aidiyetin onlar için en büyük mutluluk olduğu 'kimselerdi'. Aile oldukları, mahallenin 'insanı'oldukları, aslında 'hepimizden biri' oldukları.

Sumru Yavrucuk, tek kişilik gösterişli performansında, 'hiçlik' nasıl yaşanır anlatırken, bu anlatımına 'seyirciyi' de dahil edip, hayatına giren 'herkes'i müthiş vurgularla aktarıyor. Kahkalarımız, 'ucuz bir bıçak'la kesilen sessizliklere dönüşüyor.

Ebru Nihan Celkan, oyunu için "Bu oyun insanlığımızın trans bir kadınla imtihanıdır.." diyor. Bense oyundan çıktığımda fark ediyorum bu oyun aslında 'İnsanlığımızın' imtihanı. Gökkuşağına baktığımızda gördüğümüz renkleri, özümüzde de görmemizin, karşımızda aslında Tek'ten yansıyanı görebilmemizin sınavı. İşte ancak gör'ende her daim 'insanlık' çıkıyor. Hayatın bize şartladığı duvarlarımızı yıkmanın vakti, Bugün'dür. O duvarların ardında, esas Hiç'lik, oradan Hep'liğe varılıyor. Ben ve Öteki kalktığında. Yüzümüzdeki boyalar silinecek, sonunda. Elbette herkes 'kendi yolundan' gidecek, gökkuşağının renklerinin görkemi tam da burada, öz olan gökkuşağı olduğunu unutmamakta..

"Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi" Ocak ayında da Kumbaracı50'de sahnelenmeye devam edecek. İmtihana, gönüllü girin derim. Üstelik kopya çekmek serbest, 'kimse' lerden öğrenilecek çok şey var.

İyi seyirler !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder