28 Şubat 2014 Cuma

Kürk Mantolu Madonna


Kürk Mantolu Madonna

Raif Bey'e rastlamışsınızdır çok büyük ihtimalle de gözünüze çarpmamıştır, zihninizde yer etmemiştir. O'nu okuyana kadar..

Oku'yabildiğimizde ruhumuzu hissederiz, sıyrılır zihin bedenden ve bedenin tüm koşuşturmasından. Okurkenki o zaman dilimi zamansızdır, günler geçer, yıllar geçer satırlar arasında. Zihniniz ruhu besler. Herşey kabul görülür, hatta büyük bir zevkle 'yazılanı' okuruz, olduğu gibi kabulleniriz, O'na dahil oluruz. Bifiil içindeyken yazılanı B'izat yaşıyorken yapamadığımız kabullenişe inat.

Raif Bey'le muhakkak rastlamışızdır da Sabahattin Ali'nin değil zihnimizin kaleminden çıktığından okuyamamışızdır. "Bu neden yaşıyor?" dediğimiz insanlardan olmuştur ve öze inemeden kalmışızdır, göz gezdirerek. Halbuki sebepsiz B’izsiz yaprak oynamıyor, sayfa çevrilmiyor. Yazılanı değil yazdığımızı okuyoruz başka hayatlarda, farkedemiyoruz çoğu zaman. Raif Bey değil gözden kaçırdığımız. Kavgalıyız bu nedenledir ki insanlıkla ve hatta taşla toprakla. Kavgamızın özü ne göremiyoruz. Herkesin hikayesi var, algıladığımızdan ötesi var, hem de kitaplara konu olacak hikayeler pek çoğu.

Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna'sını anlatıyor Raif Bey'in özünden. Raif Bey' i okuyoruz bir de başkasının gözünden. Aşk üzerine, B'irliktelik üzerine okunmuşlar ve hatta yazılmışlar öyle çok ki diye düşünürken, neleri daha Oku’yamadığımızı farkediyoruz, bundan neredeyse bir asır öncesinin Berlin sokaklarında zihnimizde dolaşırken. ‘Küçüklüğünden beri mutluluğu israftan korkan’ hep temkinli yaşayan bir adamın, tamamlanışının hikayesi anlatılan. Bir kadınla, adamın aşkı olmaktan, bedenlerden öte bir şey. Her B’irimizde farkedilmeyi bekleyen o ‘sürpriz’lerin keşfinin anlatısı. “Gerçekten sevmek, sevdiğine kul olmayı getirir. Sevdiğinin bakışıyla bakmak, hissettiğini hissetmek, ahlâkıyla ahlâklanmaktır” diye okuduğumda başka bir yerde, Sabahattin Ali’nin kaleminden çıkmış gibiydi bu sözler, aşkın evrenselliğinden ve bir o kadar da özdeki B’irliğinden geliyor olmalı diye düşündüm bu ‘rastlantı’. Bu kulluk, asla esaret demek değildi, Raif Bey ve Maria Puder için. Bu kulluk, aslında kendi, ruhlarının ortaya çıkışıydı.

İlk baskısı 1943 yılında yapılmış bu leziz hikayeyi oku’malı. Sabahattin Ali’nin ‘sarih’ dili, ve zamanın ötesinde gözlemi, insan tasvirleri, bir geçmiş zaman hikayesi okuduğumuz hissini kaldırıyor ortadan. İnsan, her tür devrime, ‘güncelleme’lere, ‘üst modellere’ rağmen hala keşfedilmeyi bekliyor. Raif Bey, bu keşif yolculuğunda B’ize gerçekten ‘en büyük tesiri yapabilecek’ insanlardan biri. Hayatın karşımıza çıkardığı en güzel teferruatlardan biri olması, oku’yabilmek dileğiyle..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder